İçeriğe geç

Yaratıcı Okurluk Atölyesinden Notlar ve Porsuk Çayı

Geçtiğimiz iki hafta sonunu şair ve yazar Onur Caymaz’ın 50. kez düzenlediği Yaratıcı Okurluk Atölyesi’ne katılmak için Eskişehir’de geçirdim. Başta edebiyat alanında olmak üzere harflerden yola çıkarak kelimelerden cümlelere, kitaplardan yazarlara uzanan bu 12 saatlik serüvende farklı bakış açılarını tecrübe ettik ve ‘okumak’ kelimesinin tam olarak hakkını veremediğimizi en azından kendi adıma bir kez daha anladığımı belirtmek isterim. Sadece iyi bir okur olmak için gittiğim bu atölyeden tabi ki bol bol not ve okuma metinleri ile döndüm Ankara’ya. Bu notlardan derlediklerimi de sizlerle paylaşmak isterim:

  • ”Okumak yazmaktan öte bir iştir; daha uysal, daha uygar, daha entelektüeldir.” (Jorge Luis Borges)
  • “Yaratıcılık, titizlikle düşünülmüş taklitlerden başka bir şey değildir.” (Voltaire)
  • Kültür devamlılığı için okumak gerekir.
  • Edebiyat güzel şeyleri anlatmak değil, şeyleri güzel anlatmaktır.
  • Yaratıcı yazarlık yoktur, yaratıcı yazı vardır.
  • Parayı nereye harcadığın, bir yerde kültüre işarettir. Bu anlamda en büyük yatırım kitaba olmalı.
  • Edebi yaratıcılıkta uslup pahalıya patlar. Mesela George PerecKayboluş romanında hiç ‘e’ harfini kullanmamıştır. Hatta Cemal Yardımcı da çeviri yaparken hiç ‘e’ harfini kullanmamıştır. (Romanda 57.002 sözcük, 370.430 harf bulunmaktadır.)
  • Her sanat eseri bir şeyi anlatmak ister. Anlaşılması bazen uzun yılları alabilir.
  • Aynı dili konuşup anlaşamamak, kelime yetersizliğindendir.(Sokakta çıkan kavgalar mesela)
  • Yazıyı yazan, okuyacak kişiye asla acımaz.
  • Bazı yazarlar takım tutulur gibi tutulmaz. Her kesime hitap eder gerçek sanat eserleri.
  • Edebiyat detaydır, mimarlıktır, açı koymaktır. Her harfin, her kelimenin arasında bir büyü, her cümlenin, her paragrafın arasında hayatlar vardır, eğer yazar koyabildiyse…
  • Çevirmen çok önemlidir bir ülkede. Çünkü bazen en büyük ihaneti o yapar bir topluma.
  • Dilde kusur üslubumdur diye bir şey yoktur, kabul edilemez. Dil topluma aittir.
  • Dünyanın en eski kitabı Bulgaristan Ulusal Tarih Müzesi’ndedir ve 2673 yaşında, 6 sayfa ve altından yapılmıştır. Strouma Nehri yakınlarında bir mezarda bulunmuştur.
  • Kitaplar insanları düşünce ve davranış değişikliği oluşturacak şekilde etkilemelidir.
  • 2017 veya şu ya da bu yılın en iyi kitap (herhangi bir dalda) ödülü diye bir şey olamaz, olsa bile ölçütü edebi değil ticari olarak olur. Çünkü iyi kitapların zamanı yoktur. 50 yıl sonra da biliniyor, okunuyorsa işte o zaman değerlidir.

 

Ve Porsuk Çayı

Yaratıcı Okurluk ile ne alaka diye düşünmüş olabilirsiniz.

Eskişehir’de bulunduğum iki hafta sonu yani dört gün boyunca neredeyse zamanın büyük kısmı Adalar’da geçti. Tekrar tekrar yürüdüğüm Porsuk Çayı’nın etrafını, sadece Adalar diye bilinen o meşhur yeri, bol bol gözlemleme imkânım oldu ister istemez.

Yolunuz bir gün düşerse diye birkaç not da bu konu için düşmek istedim buraya.

Farz edelim, benim gibi siz de hızlı trenle gittiniz Eskişehir’e.

Gardan çıkıp soldan devam ettikten sonra meşhur Doktorlar Caddesi‘nin başında tramvay takılır gözünüze. Caddeden biraz yürüdükten sonra Kanatlı AVM’nin oradan sağa girip ilk soldaki ara sokaktan, bankamatiklerin oradan, girdiğinizde tam karşınızda Porsuk Çayı! Sizi ilk olarak sağ köşedeki iki tane müzisyen heykelinin önünde sokak müzisyenleri karşılar. Benim gibi şanslıysanız sanat müziğine denk gelebilirsiniz.

Hemen karşınızdaki mavi köprüden geçerken, her hallerinden iş, gezi veya herhangi bir amaç için şehir dışından gelmiş oldukları belli olan kalabalıktan fırsat bulursanız muhakkak bir fotoğraf da siz çekilin. Bence en güzel yeri Adaların.

Mavi köprüyü geçince sağda ve solda bir sürü bank vardır Porsuk Çayı manzaralı. Hemen sağda, önünüzde iki sevgili vardır, el ele, mutlulukları bellidir yüzlerinden. Az ilerideki bankta ise yalnız bir delikanlı görebilirsiniz. Bellidir, askerdir, çarşı iznindedir, o kalabalık içinde yabancı gibidir bu şehirde, elinde Eskişehir ayazında kısa saçıyla başı üşümesin diye annesinin örüp verdiği yün beresiyle. 

Yeşil köprüyü geçinde kalabalıklar azalmıştır ve hemen oturmayın soldaki sıra sıra kafelere. Sağdaki ikinci bankta bir delikanlı yanındaki kıza doğru hafifçe eğilmiş bir şeyler anlatıyordur nefes nefese. Kız zorla tuttuğu son birkaç damla göz yaşını Porsuk Çayı’na bırakıyordur o sırada. Elleri de titriyordur, soğuktan mı yoksa ovuşturduğu avucundaki anılardan mı, kim bilir?

Biraz daha ilerledikten sonra mor köprüden karşıya geçip geri dönmeden önce bot turu yapanlar geçer ayaklarınızın altından. Köprüden karşıya geçip geri döndüğünüzde ise liseli gençlerin geldiğini görürsünüz, sırtlarında ve ellerinde sınav isimli dertleriyle ve on yedi, on sekiz yaşların getirdiği umursamaz, neşeli halleriyle. Oturmak için bir bankı gözünüze kestirdiğinizde ise bir genç kız takılır gözünüze, az ileride. İki eliyle birden tuttuğu telefonundaki bir şeylere bakıp gülümsüyordur ve bir şeyler yazıyordur flörtüne, hemen önünden botla geçenlerin şahitliğinde…

Tekrar yeşil köprüyü geçip mavi köprüye geldiğinizde durun, bir nefes ve biraz da kestane alın orada her zaman bekleyen seyyar satıcıdan. İyi gider bu soğuk havada çünkü. Mavi köprüyü de geçince o birçok kafe ve gürültüsü arasındaki İnsancıl Kitabevi selamlar sizi birden. Porsuk Çayı’nın da akarken dönüp baktığı en güzel manzarasıdır belki Adalar’daki kitabevi. Ya da az ileride pembe köprüye varmadan önceki, içinde Porsuk manzaralı kafesi bulunan Adımlar Kitabevinden inceleyebilirsiniz kitapları.

Pembe köprüden de bir kez baktıktan sonra Porsuk Çayı’na gözünüze gondolla baş başa dolaşan sevgililer denk gelebilir (üstteki gondol fotoğrafı değil, o anı çekemedim maalesef), belki de evlenme teklifi ediyordur o iyi ve özel giyimli delikanlı. Kızın cevabını da en iyi, o ana şahit olma gururuyla kırmızı halısının üstünde küreği meşale gibi tutan delikanlı, kürekçi bilir.

Evet, Porsuk Çayı hep aksın sevgili Eskişehirliler ve adına öğrenci şehri dedirten gençler. Önünde kova ve kucağında köpeğiyle bekleyen balıkçı heykelinde de yazdığı gibi Porsuk Çayı’nı kirletmeyelim. Çünkü bilinen, bilinmeyen nice duygular dökülüyordur o sulara.

Bir de gerçekten boşuna dememişler öğrenci şehri diye, yaş ortalaması ruhen genç bir şehir bence.

Eskişehir’e selamlar…

Tarih:Tüm Yazılar

8 Yorum

  1. Gökhan Türkan Gökhan Türkan

    Teşekkürler sait bey adeta Eskişehir e gitmeden bizlere bu şehrin havasını soluma imkanı verdiğiniz icin……

    • Sait İşseven Sait İşseven

      Ankara’ya gel, fiilen gezelim 🙂

  2. Gamze Gamze

    Güzel bir yazı olmuş Sait. Devamını bekleyeceğim.

    • Sait İşseven Sait İşseven

      Takipte kal 🙂

  3. Hüseyin YILMAZ Hüseyin YILMAZ

    Sayende gayet iyi ve güzel bir anlatımla Porsuk çayını gezmiş olduk. Devamıni bekliyoruz 🙂

  4. Ahmet Seyfi Ahmet Seyfi

    Çok güzel bir yazı hep devam edersin umarım

  5. Sevgili Sait İşseven,

    Adalar’ı, Porsuk Çayı’nı ve Eskişehir’i anlatan nice satır okudum. Her satırla şehre bakış açım biraz daha zenginleşti. Bu yazı da onlardan birisi…

    Eskişehir’in yönetiminde bilimsel düşünme, işbirliğine dayalı hizmet ve yaratıcılık olduğunu düşünüyorum. Bence kenti yeniden var eden bu dayanaklar çok güçlü. Darısı diğer kentlerin, ülkemin başına…

    Teşekkür ederim 🙂

    • Sait İşseven Sait İşseven

      Güzel sözlerini için teşekkür ederim Tülay Hocam.
      Evet, Eskişehir bir çok ile örnek olacak niteliklerde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.