İçeriğe geç

”Sen kendini bilmezsin, Ya nice okumaktır”*

*Yunus Emre

Okumak.

TDK’ye baktığınızda on çeşit anlamla çıkar karşınıza. ”Bir yazıyı meydana getiren harf ve işaretlere bakıp bunları çözümlemek veya seslendirmek’’ ten tutun da  ”Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek’’ olarak devam eder gider tanım listesi. Ama bu kelimeyi en iyi özetleyen bence şu hikâyedir. Üç-dört yıl önce Denizli’de yaptığım bir sunum sonrası o dönemin Halk Eğitim Müdürü, şu an ismini, ilçesini hatırlayamıyorum ve bulamıyorum, şöyle bir anısını paylaşmıştı. Denizli’nin bir ilçesinde, bir köy ziyaretinde bir eve misafir olurlar. O evde bulunan çocuklar o kadar güzel Türkçe konuşuyorlarmış ki şaşkınlığını ve merakını gizleyemeyen müdürümüz evin ve köyün fiziki şartlarına da bakıp sonra ailesine sorar nasıl böyle bir şey olduğunu. Hatta Denizli şivesi yokmuş çocuklarda dersek daha anlaşılır olur, en azından Denizli ve Ege şivesini bilenler için. Sebebi çok basitmiş aslında. O çocuklar bol bol kitap ve birikmiş gazeteleri okuyorlarmış. Hatta diğer zamanlarında da televizyon izlemek yerine TRT Radyosu’nu dinliyorlarmış, hem de ailecek. Bir zamanların TRT Türkçesi yani… Bu bahsettiğim olay belki son beş-on yıl içinde olmuştur, çok eski değil. Artık radyo mu kaldı demeyin, hala evine televizyon alamayan aileler yaşarken bu ülkede. Vaktimizi çalan, öldüren bu televizyonu almak bir maharet değil elbet ama bir yerden toplumun refah, kültür, maddiyat gibi seviyelerini belirlemede kullanılan araçların çok ama çok küçük bir parçası diyebiliriz. Kimileri de televizyon kullanmamanın toplumda geri kalmışlık olarak addedilmesi, değerlendirilmesi yani bir çeşit ”mahalle baskısı’’ sonucu televizyon almaktadır.

Bu tablo televizyon izleme oranlarını değil de okuma oranlarını gösteriyor olsaydı eminim ülkedeki sorunların birçoğu da ortadan kalkardı.

Okumak o kadar zor bir iştir ki evet bir iş, ilkokul birinci sınıfı başarılı tamamlayabilmekten yığınla kitabı okuyup, ezberleyip bir üniversiteden mezun olmaya, meslek sahibi olmaya kadar gereklidir okumak. Yani aslında insanın iç dünyasını, beynini, bilgisini besleyen en önemli besin kaynağıdır.

Bilgi güçtür, derler. Ama o bilgi asla satın almayla, ezberlemeyle güce dönüşmez. Gücün bir eyleme dönüşmesi için okumak denen o süreç gereklidir. Tabii buradaki eylem fiziki anlamdaki eylem değil.

Peki, okumak neden zor? Okumanın getirdiği, yüklediği sorumluluklar neler?

Öncelikle burada okumanın zorluğundan bahsederken kişisel iradelerden pek bahsetmiyorum. O ayrıca ve derinlemesine incelenmesi gereken kişisel bir mevzudur.

Okumak yani öğrenmek ilk başta o bilgiyi taşımayı gerektirir. Ezber değil öğrenilen bilgi işe yarar. Bazen iş buldurur, bazen terfi ettirir, yüceltir.

Kitap okumak ise elinde kitap tutana yakışanı yapmayı gerektirir. Mesela toplu taşımada kafayı elimizdekilere gömüp, kusura bakmayın amcacığım, teyzeciğim ya da engelli kardeşim, okurken sizin ayakta olduğunuzu görmüyorum tavrını takınmak değil, vicdanlarımızın kitaplardan, okuldan öğrendiğini yapmayı, saygıyı gerektirir.

Okumak anlatmayı gerektirir ayrıca. Hepimizin çevresinde bir dinleyeni vardır muhakkak. Ailesinden birileri, iş yerinde astı, sözü dinleyeni ya da öğrencisi. Onlara karşı bu sorumluluk hep olmalı. Çünkü paylaşmak yüceltir insanı.

Okumak, meslek sahibi olmak, bize bu imkânları sağlayan Cumhuriyet’imize bir borçtur aslında. Çalıştım, hak ettim diyorsan da o işi adam gibi yapmaktır ‘okudum, adam oldum’ sözünün karşılığı.

Bazen de okumak, gözümüzün, kulağımızın hatta dokunma hissimizin nimetlerini anlamaktır, karşımızdakinin beden dilini okurken.

Okumak aynı zamanda da dürüst kalabilmeyi gerektirir. Özellikle okuduğumuz her yeni bilgide kaynağa sahip çıkmalıyız. 

 

Okumak, yüksek lisans ya da doktora yapmak yani diploma almak yüksek maaşa kavuşmak, daha kısa askerlik yapmak demek değildir. O akademik dereceyi ilime ve bilime kullanmak demektir.

Okumak meydan okumayı değil karşımızdaki kim olursa olsun onu okumayı bilmeyi gerektirir. Hacı Bektaşi’nin de dediği gibi ”Okunacak en büyük kitap, insandır.’’ İşte o zaman doğru bir iletişimle birçok sorun çözülür.

Okumak, yazara saygılı olmayı gerektirir. Korsan kitap almak başta yazara ve devlete ihanettir. Yazarın emeğini ve devletin vergisini çalanlara ortak olmaktır.

 Okumak, öyle fedakar bir eylemdir ki okumak ucuz hatta ücretsizdir. Ve istediğimiz her şeyi öğrenme fırsatı verir.

 

 İnsanoğlu hele bir okumaya başlasın,

Okudukça gelişir, daha çok okur,

Daha çok okudukça da doyar,

Doydukça da daha çok konuşur,

Sonra yine okur, okur, okur,

Daha da çok okur ve pişer,

Piştikçe de sesi daha az çıkar, kalemi konuşur.

İşte büyük yazarlar eserlerini böyle ortaya koyar, biz de öyle okumalıyız.

Borges’in de dediği gibi okumak yazmaktan öte bir iştir; daha uysal, daha uygar, daha entelektüeldir.

 

 

Tarih:Tüm Yazılar

2 Yorum

  1. Gökhan Gökhan

    Sait ellerine sağlık kardeşim. Kalemin, klavyen dert görmesin

    • Sait İşseven Sait İşseven

      Teşekkürler Gökhan hocam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.